reklam
reklam
Akademik Personel | 05 Aralık 2016, Pazartesi

Abbas Güçlü: Kolay Master ve Doktora Artık Tarihe Karışıyor!..

17 Aralık 2014
Abbas Güçlü: Kolay Master ve Doktora Artık Tarihe Karışıyor!..
       

Diyalog  |  Abbas Güçlü
aguclu@milliyet.com.tr; aguclu@abbasguclu.com.tr

Yekta Saraç’la birlikte YÖK’te adete seferberlik ilan edildi. Düne kadar yapılmayan ne varsa, hepsi bir anda yapılmak isteniyor.
Daha önceki başkanlar, ilk iki yılı YÖK’ü tanımakla geçirirdi, o, daha ilk günden icraata başladı. Hem de çok radikal kararlar alarak.

Saraç, yaklaşık 10 yıldır YÖK üyesi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a çok yakın isimlerden biri olmasına rağmen kızaktaydı. YÖK’ün son dönemde aldığı kararların çoğunun altında muhalefet şerhi vardı. Yani dün isteyip de yaptıramadığı ne varsa, şimdi bir bir onları hayata geçiriyor.

Son aldığı iki karar, görünen o ki daha uzun süre tartışılacak.

Örneğin devlet üniversitelerindeki hocaların, vakıf üniversitelerinde uzun süreli görevlendirilmelerinin iptaliyle ilgili olan yeni yasal düzenleme ve artık neredeyse ayağa düşen master ve doktora eğitimine çekidüzen getirilmesi. Her iki konuda da geç kalındı, istismar noktasına gelindi çünkü önceki YÖK başkanları olup bitenlerin farkında bile değillerdi…

En doğru kararlar bile çoğu zaman yanlış uygulamalara neden olabiliyor. Umarız yine aynı tabloyla karşılaşmayız. Örneğin, görevlendirilen hocalar geri çekilirken, devlet üniversiteleri çok fire vermez, vakıf üniversitelerinde de eğitim öğretim aksamaz!..

Kolay kariyere veto!
YÖK’ün askıya çıkardığı kolay akademik kariyere son verme girişimi ise takdire şayan. Çünkü bu konuda akıl almaz vasatlıklara şahit olduk. Örneğin, daha mezun bile vermeyen üniversitelere doktora programı açma hakkı tanındı. Daha da vahimi şirketlere yerinde eğitimle master ve doktora payeleri bir ulufe gibi dağıtıldı.

İşte YÖK’ün bu konudaki YÖK manifestosu:
“Bilindiği üzere, konuya ilişkin en son karar 08/10/2009 tarihli Yükseköğretim Genel Kurul toplantısında alınmış olup, o tarihten bugüne konuyu geliştirmeye yönelik herhangi
bir çalışma yapılmamıştır.

(YÖK, YÖK’ü şikâyet ediyor)
Yüksek lisans ve doktora programları açma kriterlerine ilişkin karar alırken başta yüksek-öğretim kurumlarının yetkili kurulları ile tüm akademik camia olmak üzere diğer paydaşların görüş ve önerilerinin alınmasına ihtiyaç duyulmaktadır.
Aşağıda yer alan “Yüksek Lisans ve Doktora Programları Açma Kriterleri Taslak Çalışmasına” ilişkin görüş ve önerilerinizi 20 Aralık 2014 Cumartesi gününe kadar bizimle paylaşacağınızı umuyoruz.
(Kim diyor? YÖK Başkanı Saraç)

Hoca yoksa, doktora yok!

Yüksek lisans programı açılabilmesi için;

– Her bir program ayrı olmak üzere; üniversite kadrosunda görev yapmakta olan, doktorası veya doçentliği program açılması istenen alandan veya açılması istenen program disiplinler arası ise o alanla doğrudan ilişkili olmak üzere, en az ikisi doçent, toplam üç öğretim üyesinin bulunması,
Doktora programının açılabilmesi için;

– İlgili üniversitenin lisans mezunu vermiş, -disiplinler arası programlar ile özellikle bazı alanlar hariç olmak üzere- yüksek lisans programının mevcut ve mezun vermiş olması,

– Her bir program ayrı olmak üzere üniversite kadrosunda görev yapmakta olan, doktorası veya doçentliği program açılması istenen alandan ya da açılması istenen program disiplinler arası ise o alanla doğrudan ilişkili olmak üzere, en az biri profesör, ikisi doçent toplam beş öğretim üyesinin veya en az ikisinin profesör olması durumunda toplam 5 öğretim üyesinin bulunması,

– Doktora programında danışman öğretim üyelerinin profesör veya doçent unvanına sahip olması, tezli yüksek lisans programında ise doktora mezuniyetinden itibaren
en az iki yıl çalışıp, programın açıldığı dönemde öğretim
üyesi olması,

– Üniversitenin yetkili kurulları tarafından her bir yüksek lisans ve doktora programı için söz konusu programın kredi miktarının yarısını geçmemek kaydıyla çekirdek müfredatın belirlenmesi, çekirdek müfredatın dışındaki derslerde seçmeli, seminer, uygulamalı derslere ağırlık verilmiş olması,

– Lisansüstü programa öğrenci kaydı yapılırken daha sonra değiştirilebilme imkânı tanınmakla birlikte öğrencilerin çalışacakları danışman öğretim üyelerinin de eş zamanlı belirlenmesi,
n Yüksek lisans ve doktorada öğretim üyesi başına düşen tez danışmanlığı üst sınırının 12’yi aşmaması kaydıyla, bu sayının üniversite yetkili kurullarınca belirlenmesi,

– Üniversite yetkili kurullarınca her yarıyıl yüksek lisans ve doktora programları gözden geçirilerek, asgari öğretim üyesi yeterliliğinden düşen programlara öğrenci alınmaması gerekmektedir.

Özetin özeti: Kolay master ve doktora artık tarihe karışıyor!..

Kaynak: Milliyet

       

Yorumlar

  1. Adem diyor ki:

    Yüksek lisans, doktora ve doçentlik… Ya sonra; bunların kriteri var, peki bunları aldınız.
    Ya sonra…
    Yatış mı?
    Yaşanamamış yılları, ileri yaşlarda tekrar yaşamak mı?
    Sosyal ve kültürel etkinlikler mi düzenlemek?
    İdari bir görev mi?
    Altta olanları (!) ezmek mi?
    Size engel olanlardan intikam mı almak?

    Ünvanlar ebedi olmamalı…

    Nasıl arabaların trafikte kalmaları için belirli aralıklarla muayeneden geçmesi gerekiyor..
    Nasıl y.dil tazminatı için belirli süre var…
    Nasıl belirli görevlerin hep belirli süreleri var…

    Acaba unvanı taşıyanlara; belirli dönemlerde “ne yapıyorsunuz?” diye bir sorulsa…

    Sizin yabancı diliniz artık iyi gelişmiştir.
    Epey bir SCI yapmışsınız.
    Konunuzla ilgili ülke sorunlarına alternatif çözümler getirmişsiniz.

    Çalışmaya devam edebilirsiniz.
    Bunların hiç biri yok mu?
    …..

    Merak etmiyorum.
    Karar alıcılar kendilerini de etkileyecek bir düzenleme yapamıyor… Çözüm önerisinde bulunanlar malesef çözümün bir parçası olamıyor…

  2. özgür diyor ki:

    Bu kriterlerin çoğu (Bölüm açma kriterleri, gerekli hoca sayısı vs..) zaten var idi.. Getirilen ek kriterler ise yanlış olmuş.. Doktorası olan ve kendine güvenen her bilim adamı master ve doktora yönetebilmelidir. Özellikle, dinamik, yeni gelişmeleri daha yakından bilen genç bilimadamlarının doktora tezi yönetme fırsatı verilmemesi son derece yanlıştır. Ünvan fetişizmi kimseye bir fayda getirmez. Doktora tezi yönetmek için insanları doçent ünvanı alana kadar bekletmek yanlış ki zaten her yardımcı doçent tez yönetecek diye bir zorunluluk yok ama kendini yetiştirmiş, alanındaki yeni gelişmeleri bilen bir yardımcı doçent neden doktora tezi yönetemesin ki.. Bilimin en ileri seviyede oldugu ABD de yardımcı doçentler (asistant proffessor) doktora tezi yönetebilmektedirler.

    Doçentlik kriterlerinde insanlara öğrencisi ile beraber yayın yapma şartı getirilmişken yardımcı doçentlerin doktora öğrencisi almasının bu şekilde engellenmesi de ayrı bir çelişkidir. Bir yardımcı doçentin doçent olması ülkemizde ortalama 5 yıl (belki daha fazla) almaktadır. Bilimsel çalışmalar ise ortak yapılan şeylerdir ve yüksek lisans ve doktora öğrencisi hocaları daha çok çalışmaya iter. İnsanları en verimli dönemlerinde çalışmaktan alıkoymanın mantığını anlamak imkansız.. YÖK gibi bir kurum bu tip kısıtlayıcı kararlar almamalı, daha genel politikalarla ilgilenmeli ve detaylı kararları özerk olması gereken üniversite senatolarına bırakmalıdır.

    Danışman hocanın kayıt sırasında belirlenmeside çok mantıklı değil çünkü programa kayıt olan öğrencinin bölümdeki hocaları tanıması, çalışma alanlarını öğrenmesi ve kendisini uygun olduğunu düşüneceği konulara yönelmesi için en azından ders dönemi sonuna kadar danışman seçiminin ertelenmesi daha doğru olacaktır. Ayrıca bu süre danışman hocaların öğrencileri tanıması içinde gereklidir. Bu tip kararlar okullara hatta bölümlere bırakılmalıdır. Her şeyi tek tipleştirmeye gerek yok..

  3. Demir diyor ki:

    Üniversitelerin başarı sıralamalarında ilk 70 üniversiteden sonrası meslek lisesi yapılırsa sorunların çoğu çözülür.

  4. zeynep diyor ki:

    Çok daha önceden alınması gereken kararlar..isabet olmuş…Bir de her şehire Üniversite açmaktan vazgeçerlerse daha anlamlı olur…

  5. Sdoç diyor ki:

    Aslında geniş perspektiften bakıldığında yerinde ve olması gereken bir karar gibi görülse de bulunduğumuz durumda çok sıkıntılara da gebe bir karar olacaktır. Türkiye’de açılan yeni üniversitelerin en büyük sorunu öğretim üyesi sıkıntısıdır. Öğrenci sayısı arttıkça hocaların yükü de artmakta, akademik çalışmalarının yerine eğitim öğretimin altından kalkamamaktadır. Oydaki Gökhan Çetinsaya en az 40 bin doktora açığından bahsederken aslında bu noktaya parmak basıyordu. Doktorayı herkes yapmasın tabi tamam ama özellikle anadolu da yeni açılan bölümlerde o alanın uzmanını bulmak neredeyse imkansız. Özellikle teknoloji üzerine kurulan bilişim, mühendislik vb. alanlar için kriterler yeniden değerlendirilmeli. Çünkü bu alanlar anadoluda alarm veriyor.

Yorum Yaz