reklam
reklam
Akademik Personel | 09 Aralık 2016, Cuma

100. Yılında Kadınların Akademi Mücadelesi

20 Aralık 2014
100. Yılında Kadınların Akademi Mücadelesi
       

Türkiye’de kadınların üniversiteye girişinin 100’üncü yılı, bir sergiyle kutlanıyor. 21 Aralık’ta sona erecek sergiden yola çıkarak, rektörlük ve YÖK üyeliği yapan kadın profesörlere “Neden üniversitelerde kadın yönetici sayısı az” diye sorduk. Bazıları kadınların yöneticilik için “isteksiz” olduğunu savunurken, bazıları da bunun nedenini ataerkil sisteme bağlıyor.

Birçok insan bilmez, 2014’ün Türkiye’de kadınların üniversiteye adım attıklarının 100’üncü yılı olduğunu. Oysa 2014 sona ererken, İstanbul Kadın Müzesi ve Sabancı Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Forumu tarafından, kadınların yükseköğretim alma hakkı kazanmasının 100’üncü yılında önemli bir sergi açıldı.
Kasım ayında Taksim’deki Yunanistan Başkonsolosluğu’nda açılan ‘Kadınların Üniversitede 100 Yılı – İnas Darülfünunu / Kadın Üniversitesi 1914-1919’ başlıklı sergi 21 Aralık’a kadar ziyaret edilebilir.
Meral Akkent’in küratörlüğünü, Prof. Dr. Serpil Çakır’ın danışmanlığını yaptığı sergi, kadınların akademik alandaki 100 yıllık mücadelesini ortaya koyuyor. Türkiye’de kadınların üniversiteye giriş hakkı kazanmalarının, günümüz feminist kadın dergilerinin büyükannesi sayılan ‘Kadınlar Dünyası’ dergisindeki tartışmaların, kadınların üniversiteye girişindeki rolüne dikkat çekiliyor.

Sergiden yola çıkarak, Türkiye’deki üniversitelerin kadın rektör sayılarının neden az olduğunu ve çözüm önerilerini önemli üniversitelerin kadın rektörlerine ve YÖKYönetim Kurulu’nun tek kadın üyesi olan Prof. Dr. Beril Dedeoğlu’na sorduk. Kadın profesörlerden bazıları kadınların yöneticilik için isteksiz olduğunu savunurken, bazıları da ataerkil sisteme bağlıyor ve bu durumun sadece Türkiye için değil, tüm dünya için de geçerli olduğunu belirtiyor. Kadın profesörlerin görüşleri şöyle:

Yetenekli olanlar, kadın yöneticilerce desteklenmeli
Prof. Dr. Beril Dedeoğlu (YÖK Yönetim Kurulu Üyesi):
Tüm akademisyenler üniversitelerde ne başardıysa, aslında kadınlar da aynı şeyleri başardı. Üniversitelerimiz eğitim konusunda oldukça geniş ve yaygın bir evreye ulaşmış olmakla birlikte, bilimsel bilgi üretiminde aynı hızlı başarıyı gösteremedi. Ancak belirtmek gerekir ki, üniversitelerde çalışan öğretim elemanları arasındaki kadın sayısı ile yayın-atıf oranı, erkeklerin oranlarından düşük durumda. Üniversitelerdeki kadın yönetici sayısı, aslında başka sektörlerdeki kadın yönetici sayısından fazla. Fakat çalışan içinde kadın oranı yüksekken bu oranın son derece düşük olduğu da bir gerçek. Bunun nedenleri arasında, yöneticilik kriterlerinin öncelikle erkekler tarafıdan belirlenmiş olması söylenebilir. Kabul etmek gerekir ki, kadın olmak da tek başına yönetici olmayı haklı kılmaz. Ancak çoğu kez yönetici pozisyonunda olanların çalışma saatleri olmayanlardan fazla olur. Daha fazla seyehat etmeleri gerekir ve daha zorlu mücadeleler vermeleri söz konusu. Bu durum, kadının alışılagelmiş diğer faaliyetlerinden imtina etesini gerektiriyor. Hal böyle olunca bazen kadınlar bu yükü almayı istemez, daha doğrusu yöneticiliğin bir değer olduğunu düşünmez, fedakarlık yapmalarına değmeyeceğini düşünürler. Bazen ve genellikle de iş ve sosyal çevrenin “elinin hamuru” hatırlatmalarının baskısı söz konusu oluyor. Yönetici kadınların, sadece kadın olmaları nedeniyle bu mevkilere ne tür farklılıklar getirdiklerini yaygın olarak ifade edebilmeleriyle önemli adımlar atılabilir. Yetenekli kadınların yetenekli kadınlarca desteklenmesiyle de yol alınabilir.

Kadınlar üst pozisyonlar için isteksiz
Prof. Dr. Funda Sivrikaya Şerifoğlu (Düzce Üniversitesi Rektörü):
Kadınlar üniversitelerde önemli bir varlık göstermeyi başardı. Türkiye’de üniversite öğrencilerinin yüzde 45,8’i, akademisyenlerin yüzde 41’i ve profesörlerin yüzde 28,4’ü kadın. Avrupa Komisyonu’nun her üç yılda bir yayınladığı She Figures; Statistics and Indicators on Gender Equality in Science and Innovation raporlarında Avrupa Birliği’nin ortalamalarına kıyasla Türkiye’deki kadın akademisyen oranlarının daha yüksek olduğu görülüyor. Bu istatistikler pembe bir tablo çiziyor ama yükseköğretim alanı aslında her anlamda fırsat eşitliği içeren bir alan değil. İyi haber şu ki, kadın çalışmaları alanında doktora programları oluşturulmaya başlandı. Kadınlar üst pozisyonlara aday olma konusunda isteksizler. Performans-bazlı kültürde rekabet etme konusunda gönülsüzler. Kadınlar hakları konusunda eğitimsiz ve bilgisiz olabiliyorlar. Kadına karşı ayrımcılık gizli kalabiliyor, bizzat kadının kendisi ayrımcılığa maruz kaldığını veya bırakıldığını anlayamayabiliyor. Ataerkil düşünce yapısının hüküm sürmesi kadınlar için işleri zorlaştırıyor. Dünya daha iyi bir yer olacaksa bu, kadınların çabalarıyla olacak. Düzce Üniversitesi olarak ülkemizde ilk defa 2012’de Yükseköğretimde Kadın Liderliğini Geliştirme ve Güçlendirme Çalıştayı’nı ve ardından 2013 ve 2014’te Yükseköğretimde Kadın Liderliğini Geliştirme ve Güçlendirme Eğitim ve Mentorluk Programı’nı düzenledik, düzenlemeye devam edeceğiz. Amacımız kadınların sayısal üstünlük sağlaması değil, dönüşümsel lider olarak kullanılmayan kapasitelerini gerçekleştirmelerini destekleyen çalışma ortamları oluşturmak ve böylelikle yükseköğretim alanının fırsat eşitliği içinde değer üretilen bir alan haline gelmesine katkı sunmak. Eğitim ve mentorluk destek çalışmalarının yanında, kadının üst pozisyonlara aday olmasını kolaylaştıracak destek sistemlerinin oluşturulması, okul öncesinden itibaren eğitim sisteminin ve eğitim malzemesinin değiştirilmesi, olumlu rol modellerin tanıtımı ve kadın yöneticilerin erkek egemen dili kullanmayı bırakmaları son derece önemli. “Kadın kadının kurdudur” sözünü tersine çevirmeliyiz,  kadın kadının destekçisi olmalı.

Kadınlar “rol çatışması” yaşıyor
Prof. Dr. Candeğer Yılmaz (Ege Üniversitesi Rektörü):
Üniversitede kariyer yapmak, özel sektöre kıyasla, kadınlar için hep daha cazip oldu. Kamuda çalışmak, akademik kariyer sahibi olmak tarihsel ve sosyal olarak daha “güvenli” ve “uygun” seçenekler arasında yer aldı. Üstelik “saygın Türk kadını” imajını da zedelemiyor. Bu nedenle kadınlar Türkiye’de akademik kariyere ilgi gösteriyorlar. Buna rağmen, gerek dünyada gerekse Türkiye’deki istatistiksel veriler, kadınların erkeklere oranla üniversitelerde daha az sayıda yer aldığını, kariyer basamakları çıkıldıkça bu sayının git gide düştüğünü gösteriyor. Kadın akademisyen konusunda Türkiye’nin durumu diğer birçok ülkeye göre daha iyi olmasına rağmen, dekan, rektör, yüksekokul veya merkez müdürü gibi yöneticilik pozisyonlarında olan kadın sayısı çok az. Birçok araştırma, bunun en önemli sebebinin kadınların yaşadıkları “rol çatışması”  olduğunu gösteriyor. Kadınların kariyerleri ile kariyer dışı sorumlulukları ve rolleri birbiriyle çelişiyor, zaman ayırma konusunda sıkıntı yaratıyor, kariyer için önemli bir engel teşkil ediyor. Sonuç olarak da kadınlar akademik başarı elde etmek için erkeklerden daha fazla çalışmak ve çaba sarf etmek durumunda kalarak, kapasitelerini aşacak kadar çok sorumluluk üstlenmiyorlar. Bu durumda kadınlar, kariyer konusunda çok istekli olsalar veya aileden destek görseler bile, ya kariyerlerindeki ya da kariyer dışı görevlerindeki standartlarını düşürüyorlar. Kadın akademisyenlere, aşırı rekabetçi, aşırı “ben”ci (bireyselden farklı olarak) ve dolayısıyla da kıyıcı bir akademik ilerleme tarzından çok; işbirliğine dayalı, uzlaşmacı, kendine güvenen, destek ağları kurucu bir gelişme ve ilerleme modelini yaratmaları ve buna sahip çıkarak sonraki nesillere aktarmaları konusunda tavsiyede bulunabilirim.

Kadın yöneticileri teşvik etmek, itici kuvvet oluşturur
Prof. Dr. Gülay Barbarosoğlu (Boğaziçi Üniversitesi Rektörü):
Ülkemizde kadınların yükseköğrenim hakkını kazanmalarının 100’üncü yılını kutluyor olmamız  iki açıdan önem taşıyor. Bugüne dek kadınların toplumsal anlamda görünür olmak için verdikleri çabayla birlikte, geçmişin muhasebesini yaparak bugün gelinen noktaları değerlendirme olanağına sahip oluyoruz. Bir diğer yönüyle ise, bu mücadeleden öğrendiklerimizin bugün nasıl daha ileri taşıyabileceğimizi yeniden düşünme ve tartışma imkanı buluyoruz. Herhangi bir meslek grubunda kadın çalışanların sayılarından bağımsız bir biçimde yöneticilik konumunda erkekler yer alırlar. Bankacılık sektöründen, reklamcılığa, eğitimden hekimliğe birçok farklı alanda bunu görebilirsiniz. Sosyal bilimlerde buna camdan tavan etkisi denir. Yani kadınlar kariyerlerinin belli bir aşamasında görünmez bir tavanla karşılaşıp daha fazla yükselmeleri engellenir. Camdan tavan diye adlandırdığımız etki elbette kadınların toplumsal rollerini sınırlayan cinsiyetçi yaklaşımların ve süreçlerin bir ürünü. Kadın rektörlerin sayısının az olması bu topluma özgü dinamiklerle açıklamak yerine daha genel cinsiyetçi süreçlerle ilişkilendirerek bakmak gerekiyor. Üniversitede verilen eğitimin kalitesi kadar cinsiyet eşitliğinin sağlanmış olması bir yükseköğretim kurumunun toplam niteliğini ve kalitesini ortaya koyan son derece önemli bir gösterge. Bu anlamda bilimsel, kültürel ve sosyal gelişim akademide cinsiyet eşitliğini sağlayacak ve kurumsallaştıracak adımların atılmasıyla birlikte olabileceğine inanıyorum. Bu yönde bir kurumsallık ve devamlılık sadece üniversitelerin toplam kalitesini değil, ülke genelinde mevcut olan cinsiyet eşitsizliği ve buna bağlı olarak yaşanan toplumsal sorunları da aşmak adına itici bir güç olacaktır. Burada asıl hedef, cinsiyet eşitliğinin akademiyle birlikte yönetimsel tüm mekanizmalarda teşvik edilerek uygulanması ve bunun bir sistem politikası haline getirilmesidir. Dolayısıyla üniversitelerimizdeki kadın akademisyen ve kadın yönetici sayılarındaki artışın teşvik edilmesi bir sistem önerisi bağlamında ele alındığında itici kuvvet oluşturacağı için önem taşıyor.

 

Kaynak: Hürriyet

       

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz