reklam
Akademik Personel | 21 Ocak 2017, Cumartesi

10 Adımda Akademik Hayat

4 Haziran 2014
10 Adımda Akademik Hayat
       

Dünya kadar gencin kafasından “Akademik hayata gireyim de kendimi garanti altına alayım” düşüncesi geçmiştir. Durun gençler! Kapalı bir kutu olan doktora yaşamını size basitçe anlatmaya çalışayım, kararınızı sonra verin.

İlkokul, lise, lisans, yüksek lisans ve doktora… Eğitim merdiveninin beş basamağı. Normal bir yaşama kavuşmak için ilk üçü yani ilkokul, lise ve lisans artık psikolojik bariyer zaten. Hatta herkesin o ya da bu şekilde master’lı olduğunu düşünürsek, master yapmak da bu psikolojik sınırın içine giriyor. Daha 50 yıl önce herkesin ilkokul mezunu olması önemli bir amaçken artık günümüzde yüksek lisans yapmamış olmak eksiklik sebebi haline gelmiş durumda. Eğitim merdiveninin son basamağı, doktora ise kendini diğerlerinden ayırmış durumda! Çünkü ilkokulu bitir; liseyi, lisansı hatta yüksek lisansı bitir… Yaptığın şey sadece daha fazla öğrenmek. Doktora yapıncaysa artık bilim insanısın!

Üniversiteye girme aşamasında tercihlerini belirleme durumunda olan, üniversiteyi bitirip de kendini iş bulma cenderesinin içinde bulan dünya kadar genç insanın kafasından en az bir kez “Akademik hayata gireyim de kendimi garanti altına alayım” düşüncesi geçmiştir. Durun gençler! Kapalı bir kutu olan, hakkında pek bir şey bilmediğiniz doktora yaşamını size basitçe anlatmaya çalışayım, kararınızı sonra verin:

1. İnsanoğlunun günümüze dek eriştiği bilgi seviyesini temsil eden bir daire düşünün:


2. İlkokulu bitirdiğinizde çok temel ancak çok da az şey biliyorsunuzdur:

3. Liseyi bitirdiğinizde biraz daha fazla şey biliyor olursunuz:

4. Üniversiteye girip lisans eğitimini bitirdiğinizde artık bir alanda özelleşirsiniz:

5. Yüksek lisans yapıp özelleştiğiniz alanda biraz daha derine inersiniz:

6. Bilimsel makaleler okumaya başlarsanız özelleştiğiniz alandaki bilgi seviyesinin en uç noktasına kadar ilerlersiniz:

7. Sınıra geldiğinizde artık odaklanmaya başlarsınız:

8. Yıllarınızı sınırı itmekle geçirirsiniz:

9. Ta ki sınırda ufak bir çıkıntı oluşturana dek:

İşte sınırdaki bu çıkıntıya ‘doktora’ deniyor!

10. Hâlâ odaklı olduğunuz için kendinizi farklı bir dünyada gibi hissedebilirsiniz ancak geriye çekilip büyük resme tekrar bakarsak:

Burası kırılma noktasıdır. Yaptığınız bu çalışmaya bakıp da insanoğlunun eriştiği sınıra kıyasla ne kadar ufak bir iş olduğunu gördüğünüzde, bu ufacık işi yapmak için hayatınızı verdiğinizi fark ettiğinizde, insanoğlunun geldiği sınırı genişletmenize rağmen halen kimse size para vermediğinde (!) ve en önemlisi de alabildiğine geniş bir dairenin sınırındaki ufacık bir noktaya odaklandığınızı anladığınızda… “Moralim bozulmaz” diyorsanız doktora yapmayı düşünmeye başlayabilirsiniz.
Hayatta nereye yöneleceğinize dair tercihleriniz dairelerle açıklanacak kadar basit aslında:
Ya dairenin içinde bir çok yöne doğru genişleyecek ancak hiçbir yönde sınıra ulaşmak gibi bir derdin olmayacak ya da kendine tek bir yön seçip o yönde sınırları zorlamak için uğraşacaksın.
Tercih bu kadar basit.

Kaynak: Radikal

       

Yorumlar

  1. öğrenci dedi ki:

    tezsiz yüksek lisansı bitirdim. tezli’ye geçmek istiyorum yazdıklarınızı okudukça kafam karıştı sizce tezliye geçmeli miyim?

    1. akademikportal dedi ki:

      Hocam yüksek lisans için bir zorluk yok, doktora işin zor kısmı siz tezliye geçin 🙂

  2. Akademisyen (!) dedi ki:

    Sayın öğretim üyesi, Türkiye’de sizler gibi araştırmacı, eğitim kalitesi çok iyi üniversitelerde yetişen, nitelikli ve kompleksiz akademisyenler olduktan sonra, sizi eleştirmek kimin haddine?!

  3. Star dust dedi ki:

    Akademisyenler eleştiriye açık olmalı. Uluslararası üniversite sıralamalarında ilk 500’e bir okulumuz girse gazeteye haber oluyor,övünüyoruz.Doktora yapmak zahmetli ve stresli herkes görüyor bunu.Ama kimse bizi eleştirmez,eleştiren veya fikrini söyleyen zaten niteliksizdir tavrı bir yere götürmez.

  4. öğretim üyesi dedi ki:

    arkadaşlar şurada akademisyenlerin kendi forum sitesinde bile akademisyenlere kin kusan, akıl vermeye kalkışan, onları beğenmeyen kişilerin bizlere dil uzatmalarına katlanmak zorunda kalıyoruz. tabi ki bunları sorumlu arkadaşların yayınlamamaları gerekir. bu tip “rahatsızlar” daha çok düşük profilli üniversitelerden mezun, kurumlarda memur statüsünde çalışan, üniversitede ise dışarıdan yüksek lisans, doktora yapmaya çalışan, bu sayede memuriyetinde kademe/derece belki makam kapma hesabı yapan fakat araştırmacı olmadığı için yüksek lisansı bile yüzüne gözüne bulaştıran, tez danışmanının “bundan bir cacık olmaz” deyip ilgilenmediği, birçoğu paralı diye tabir edilen tezsiz lisansüstü programlara kayıtlı kısaca lisans üstü eğitimin muhatabı olamayacak derecede alakasız kişilerdir. bunlar kendi yetersizliklerini, başarısızlıklarını akademik camiaya bulaştırma gayretindeler. oysaki bizler bu forum sitesinde akademisyenlerin sorunlarını paylaşıyor bunları paylaşırken dünya örneklerini ortaya koyuyor ve ülkemizin bu konularda neden problemli olduğunu ve bu problemleri dünyada uygulanan başarılı yöntemlerle nasıl çözebileceğini ele alıyoruz. amerikada post-doc yapmış birisi olarak Amerika da eyaletine bağlı olarak ortalama polis maaşı yıllık 18 bin $ iken, üniversitesine bağlı olarak ortalama asistan maaşı 36 bin $ dır. öğretim üyesinden bahsetmiyorum bile. şimdi ben türkiyede bir polis memuru maaşının bir araştırma görevlisi maaşından yaklaşık %40 daha yüksek olduğunu bildiğim halde bunu paylaşınca birileri rahatsız oluyor, bana laf atmaya kalkıyor. burada yapılan yorumun polisle, başkasıyla vs. ilgisi yok. burada eleştirinin amacı dünya örneklerinden tamamen zıt ve sakat bir memur maaş politikasının ülkemizde uygulanıyor olmasıdır. böyle bir maaş politikasının uygulandığı dünyada gelişmiş bir ülke örneği yok. ancak okuduğunu anlayacak zekası bile olmadığı halde yorum yazmaya cesareti olan insanlarla muhatap olmak zorunda bırakılıyoruz. şunu anlamayan herkes beyincikimsi organına yazsın. dünyanın gelişmiş hiçbir ülkesinde bir akademisyen sekreterinden, polisinden, kurum mühendisinden düşük maaş almamaktadır. bu bizim gibi gelişmesi engellenmek ve beyin göçüne zorlanmak istenen ülkelerde uygulanan bir politikadır. anlamadığınız, bilmediğiniz konularda yorum yazmayın. bu konular size ağır geliyor.

  5. Adem dedi ki:

    Güzel bir anlatım. Sınırları zorlamak ve geçmek. İnanın bunlar belki daha fazlasıyla yapılıyor. Yapanlar kim mi? Aldıgı maaşın ne kadar olduğunu bile bilmeyenler.

  6. Evrim dedi ki:

    Ne güzel anlatılmış. Yüksek lisansa bulaşmak en büyük hata. Çünkü yüksek lisans yapanların bir kısmı akademisyen olamayacaklarını anlayıp kısmen zamanında vazgeçiyor ve akademiden uzaklaşıyor, diğer bir kısım ise madem o kadar yüksek lisans yaptım, doktora da yapıp sınırları zorlayım, elbet akademisyen olurum umuduyla devam ediyor. Sonu sefalet. Kültürel değil! toplumsal sermayesi olan çok küçük bir azınlık (maalesef) genellikle bunda başarılı oluyor. Tabi istisnalar vardır ama biliyorsunuz kaideyi bozmuyor.

  7. smyrna dedi ki:

    ……
    Uzun zamandır sesi çıkmayan değerli okuyucum İrfan Bıyık’ın yolladığı bu öyküyü çevirmeyi tam bitirmişken, Yasemin, Mehmet Saran’ın emailini önüme koydu.. Bir arkadaşının anlattıklarını bize naklediyordu.

    “Köyde büyüdüm. Gelirimiz fazla değildi. Çocukluk arkadaşımla okumak için köy yollarında süründük. Beraberce şehirdeki Endüstri Meslek Lisesi’ni bitirdik. İkimiz de yörenin fabrikası Ereğli Demir Çelik’e baş vurduk. İkimize de işbaşı yapmamız için mektup geldi. Tam o sırada Gazi Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi’ni kazandığımı öğrendim. Arkadaşım kazanamamıştı. Bana ’Allah yüzünü güldürdü. Sen gidip okuyup adam olacaksın. Allah beni de kurtarsın’ dedi ve yollarımız ayrıldı. Ankara’da binbir zorlukla okudum. Fakir ailem dişinden tırnağından kesti. Okulu bitirdim, üniversitede işe başladım. Ver elini İngiltere.. Dokuz ay da orada eğitim gördüm, gene her kuruşu sayarak.. Buraya kadar hep sefalet yani.. Peki şimdi?.. Bayramlar köye gidiyorum.. Üç çocuk var, araba yok.

    Giyim kuşam dersen, eh çıplak değiliz.. Arkadaşım da geliyor köye bayramlarda.. Altında son model bir araba, üzerinde marka giysiler..” Olanları anlatan arkadaşı burada biran durmuş ve şöyle demiş Mehmet Saran’a.. “Bir gün bayramlaşırken, çocukluk arkadaşım bana ne dese beğenirsin?.. ’Hocam, Hiç insan daha kötü koşullarda yaşamak için çaba sarf eder mi?’..”
    Lao Tzu bu soruya ne yanıt verirdi acaba?..
    (10 Aralık 2000’de yayınlandı)

    Yazar: Hıncal Uluç
    Kaynak: http://Sabah
    kigem.com dan.

    1. nb. dedi ki:

      İnsanın değerini hayatını ne uğruna harcadığ belirler, öteleride düşünmek lazım, her şey bu dünyadan ibaret değil ama ilim için çabalayanada her türlü imkanı sunmak lazım ki toplum bir yerlere ulaşabilsin. Lao Tzu sormamıza gerek yok 🙂

  8. öğretim üyesi dedi ki:

    bu 10 adımın sonunda bir imam kadar maaş alamazsınız. o nedenle bu 10 adımın en başına dönüp, bir imam hatip bitirin sonra gidin imam, müezzin olun, ya da günümüzün popüler ifadesiyle “paralel yapılanmanın emniyet ayağıyla” temas kurun onlar size polis okulu snavlarında çıkacak soruları verirler sonra da polis olup 10 adım sonrasında alacağınız maaşdan çok daha fazlasını kazanın. özet: bu ülkede akademisyen olmak “suçtur”, “saflıktır”.

    1. berrak dedi ki:

      Bu ülkede argümanını veya kendi durumunu hala başkalarının üzerinden ya da başkalarını karalayarak izah edebilen “ögretim üyeleri” oldugu sürece akademik hayatimiz icin iyimser olmak safdillik olacaktır. Maas konusunda gösterilen hassasiyet biraz da tezler ve akademik yayınların formatı ve icerigi icin gösterilse keske. Herkes gayet iyi biliyor ki birakın yüksek lisans tezini doktora tezleri bile argümantatif yapıdan tamamen uzak yazılıyor. Doktora seviyesinde insanlar yayınlarında hala kendi görüşlerini ifade etmekten çekiniyorlar. Yayınlarda görüsler ifade edilirken yerlesik hale gelmis edilgen yapı kullanımı devam ettigi sürece -baska alternatifi olmadıgi icin- kendi düsüncesinde olmayanları karalayarak kendi haklı cikarmaya calisan “ogretim üyesi” de maalesef bu ülkenin akademik profilini olusturacaktır. Yazık…

      1. sefa dedi ki:

        berrak haklısın ama sence de sorunun kaynağında öğretim üyelerinin düşük maaşlarına karşılık olarak üretilen makaleler olması gerekmez mi? Yani maaş belli, öğretim üyelerinin şartları belli. Bu maaş ve çalışma düzeniyle öğretim üyeleri için makale yazmak bir külfettir. Bir polis, bir öğretmen elbette yüksek maaş almalı ama öğretim üyelerinin maaşları da onlardan düşük mü olmalı? Ver bakalım biraz maaş, o zaman eleştir makalelerin yeterli düzeyde olmamasını.

      2. öğretim üyesi dedi ki:

        sevgili berrak senin gibi, akademisyenlerin niteliğinden, yönettiği ve hazırladığı tezlerden, akademik yayınlarından ve diğer akademik aktivitelerindeki başarısızlıklardan şikayetçi olan meslektaşlarımızı gördükçe rahatsız oluyorum. rahatsız oluyorum çünkü okuduğunu anlamayan, ne demek istendiği konusunda fikir yürütemeyen, konunun ana fikrini kavrayamayan kişiler son dönemde oldukça çoğaldı. oysa akıl ve fikirden yoksun yapılan yorumlar bu camiadan çıkmamalı. akademisyen her şeyden önce objektiftir. iddialarında ve ispatlarında bilimsel verilere dayanır. şimdi senin gibi arkadaşları görüyorum. yeni dönemin yetiştirdiği işsiz kalınca akademisyenliğe mecbur kalan bir kesim türedi son 3-5 yıldır. senin gibi nitelikten dem vuran niteliksizlere anlatamadığım bir şey var. “kişi herkesi kendisi gibi sanırmış” misali sizin tezleriniz, danışmanlarınız, mezun olduğunuz üniversite niteliksiz/başarısız/alt sıralarda yer alıyor olabilir. bu diğer akademisyenleri hiçbir şekilde bağlamaz. o yüzden kendinize ait bir fikriniz varsa bunu paylaşın yoksa ki öyle olduğu ortada işinize bakın.

Yorum Yaz